Mavi Marmara gemisine yapılan hukuk, insanlık ve vicdan tanımaz saldırı ve bu saldırının sonucu olarak 9 yurttaşımızın yaşamını yitirmesi, İsrail Devleti’nin sürdürdüğü Gazze ablukasına dikkatleri çekti. Gazze ablukası hal-i hazırda yaşanmakta olan en büyük insanlık suçlarından biri, belki de en ağırıdır. Daracık bir toprak sahasındaki Filistinli mültecilerin duvarlar arasına sıkıştırılması, yaşamın sürmesi için elzem olan malzemelerin engellenmesi, koca bir toplumun her an gerçekleşebilecek keyfi askeri saldırganlıkların tehdidi altında tutulması, sayfalar ve ciltler doldurabilecek hukuk-vicdan-insanlık ihlalleri…
Biz Türkiyeli sosyalistler, vicdan ve yargı gücü sahibi insanlar, Ortadoğu’nun parçası olan bir ülkede değil, dünyanın öbür ucundaki bir diyarda yaşıyor olsaydık da, bu yapılanlara karşı sessiz kalamazdık, kalamadık ve kalmayacağız. Bu yüzden Gazze üzerindeki insanlık dışı ablukanın son bulması için girişilen çabayı ve bu uğurda yaşamını yitiren yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyoruz.
Bununla beraber, şu kayıtları düşmeden edemeyiz:
Kendi yurttaşı olan Kürtlerin var olma ve kendi politik-kültürel varlığını gerçekleştirme hakkı ile hala tam olarak barışamamış, 30 senedir akan kanı durduramamış bir devlet ve o devlete hükümet eden bir iktidar partisi ne kadar inandırıcı olabilir? Sünni İslam’ı kamu kaynakları ile fonlayan, okullarında zorunlu din dersini sürdüren bir anlayış, zulme karşı durabilir mi? Tarihinde gayri-müslim yurttaşlarına dönük hala yüzleşemediği gasplar, sürgünler, katliamlar olan bir siyasi gelenek Gazze ile dayanışmada etkili olabilecek mi? Türkiye’yi uluslararası kamuoyu nezdinde ve insanlık onuru indinde küçük düşüren uygulamalar ile tam olarak ayrışamayan İslami siyasal akımlar bu ablukayı yarabilecek mi? Ablukayı yarma çabası ile otoriteye, yani siyonizme ve emperyalizme itaati salık veren Fethullah Gülen’e duyulan saygı bir çelişki oluşturmuyor mu?
Biz sosyalistler hem hükümete hem de hükümetle ilişki içerisinde olan veya ona muhalif olan İslami hareketlere, yer yüzünde gerçekleşen tüm zulüm ve haksızlıklara aynı standardı uygulamaları çağrısını yapmalıyız. Türkiye’de yaşayan Kürtlerin, Alevilerin hakları ve taleplerine kulak vermeyenlerin, işçilerin özlük haklarına, kadın kurtuluş hareketine, eşcinsellerin var olma hakkına duyarsız kalanların, İsrail Devleti karşısında insani değerlerle uyuşacak uzun nefesli ve başarıya ulaşacak bir mücadele vermesi mümkün değildir.
…
İsrail içerisinde barış ve çözümden yana unsurlar hakim olana dek İsrail Devleti ile her türlü askeri ve diplomatik ilişkinin kesilmesini savunmak gerekmektedir. Bunun yanına ekonomik boykot, yani İsrail kökenli sermaye gruplarının ürünlerinin tüketilmemesi eklenmelidir. Kültürel ve akademik ilişkilerin dondurulması, bir diğer önemli adım olacaktır. Bu yüzden, Sosyalist Umut Derneği olarak, benimsediğimiz değerlerle uyum içerisinde gördüğümüz “Filistin için İsrail’e karşı Boykot Girişimi”ni candan destekliyoruz. AKP hükümetinin Gazze ablukasını dahili siyasi gayeleri için kullanmasının ve taşıma suyla meşruiyet değirmenini çevirmesinin önüne geçmenin yolu, İsrail Devleti ile hükümet arasında süregiden ilişkileri yüzlerine vurmak ve taleplerimizi daha yüksek sesle dillendirmek olacaktır.
Boykotun hedefinden şaşmaması ve sosyalist değerlerimiz açısından başarıya ulaşması için kulağımıza küpe etmemiz gereken iki ihtiyat var. Birincisi İsrail Devleti ile Türkiye’de ikamet eden Yahudi kardeşlerimizin özdeş algılanmaması ve İsrail’e dönük tecritin anti-semitik bir saldırıya dönüşmemesidir. Geçmişinde Varlık Vergisi, 20 Kur’a Askerlik, 1934 Trakya Pogromu, sinagog bombalamaları gibi lekeler olan bir ülkede bu ihtiyat gayet isabetli olacaktır. İkincisi İsrail içerisindeki barışçı güçlerle diyaloğun ve dayanışmanın sürdürülmesi ve geliştirilmesidir. Çünkü dünyanın barışçı odaklarının ve Filistin ulusal hareketinin önemli bir kesiminin çözümden anladığı İsrail Devleti’nin ortadan kaldırılması değildir. Bizim anladığımız anlamda barışçıl çözüm, Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkının ve yaşama olanaklarının gözetileceği şekilde gerçekleşecek iki devletli çözümdür. Sayıları ne kadar az olursa olsun, bu akl-ı selime kulak veren ve kendi devletinin savaş severliği ile köprüleri atan İsrailli dostlarımızın varlığını unutmamalıyız. Onlar İsrail’in vicdanını ve onurlu geleceğini temsil etmektedir. Şu unutulmamalıdır ki, uyuşmazlığın taraflarından birinde hakim olan militarist eğilimler, diğer taraftaki militarizme pozisyon kazandırmaktadır. Bununla beraber, nedensellik ilişkisini yanlış kurmamalıyız. Bölgedeki savaşların ve sorunların esas kaynağı İsrail Devleti’nin siyonist politikalarıdır ve öncelikli olarak cephe alınması ve geri adım attırılması gerekenler de bu devleti yönetenlerdir. Türkiye’de İslami akımlar öncülüğünde süregiden muhafazakarlaşma eğiliminin bizlerde yarattığı iç politikaya ilişkin ruh hali, geniş bir koalisyon olan ve içinde İslami akımları barındırdığı gibi sol ve seküler gelenekleri de barındıran Filistin ulusal hareketine dönük bir tepkiselliğe dönüşmemelidir.
Yaşasın Özgür Filistin! Yaşasın Özgür Gazze! Yaşasın Uluslararası Dayanışmamız!
Senin Sesin Yenilgi Tanımaz! Bu Abluka Dağılacak!
Türk-Kürt, İsrailli-Filistinli, Müslüman-Hıristiyan-Musevi Yaşasın Halkların Kardeşliği!
Sosyalist Umut