
AKP hükümeti tarafından hazırlanan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 2006 Mayısı’nda yüce meclisimiz TBMM tarafından kabul edilmiş ve 2008 Ekimi’nde uygulamaya sokulmuştu. Ekim 2009 itibariyle uygulama bir yılını doldurmuş bulunmaktadır. Artık “ideolojik” olmayan verilere sahibiz. Başbakanın ve egemenlerin, “bunlar ideolojik karşı çıkışlar, hiçbir nesnelliği yok.” diye bir kalemde reddettiği eleştirilerin ne kadar haklı ve yerinde olduğu tüm çıplaklığıyla orta çıkmış bulunmaktadır. Dahası, sosyal güvenlik sisteminin çokça eleştirilen ve bu uygulamayla sona ereceği iddia edilen gelir-gider dengesizliği iyice artmıştır.
AKP’nin yalanlarının ortaya çıkması için 1 yıllık uygulama yeterli oldu. Başlangıçta, bu genel uygulamaya karşı muhalif seslerin kısılması için getirilen, sigortanın özel hastanelerde de geçerli olması, katkı paylarının çok küçük olması gibi bazı kolaylıklar şimdiden terk edilmeye başlandı. Uygulama daha bir yılını doldurmadan, muayenede ve ilaç alımında katkı payları aşırı derecede yükseltildi, bazı tedaviler kapsam dışına çıkarıldı ve özel hastanelerden yararlanma koşulları zorlaştırıldı.
Esas olarak sağlık ve sosyal güvenlik hizmetlerinin ticarileştirilmesini ve özelleştirilmesini hedefleyen bu dönüşüm programının altında kalınacağı belli olmuştur. Yasalaşma sürecinde meslek örgütü TTB ve sendikaların “sağlıkta ve sosyal güvenlikte yıkım” diye ifade ettikleri olgu gündelik yaşamımızda görünür hale gelmiştir.
Hatırlanacağı üzere, dönüşüm programı ile ilgili AKP hükümeti ve taraftarları ile programa karşı çıkan kesimler arasında iki esaslı uzlaşmazlık vardı: Birincisi, sağlık ve sosyal güvenlik hizmetlerinin kamusal nitelikli mi, özel nitelikli olduğuyla ilgiliydi. AKP hükümeti ve taraftarlarının söylediği şuydu: bu tür hizmetlerin kamusal yanı olmakla birlikte, özel yanı da vardır ve bütün yükün kamuya yüklenmesi yanlıştır. Bu bağlamda bu tür hizmetlerin ticarileştirilmesi ve mümkün olduğunca hızla özelleştirilmesi gerekmektedir. Programa karşı çıkanlar ise bu tür hizmetlerin kamusal yanının ağır bastığını; finansmanın, üretiminin ve sunumunun kamu tarafından yapılmasının en doğrusu olduğunu; bu tür hizmetlerin piyasa koşullarına terk edilemeyeceğini söylüyordu. İkincisi, AKP hükümeti ve taraftarları dönüşüm programı sonrasında hizmet kalitesinin yükseleceğini, hizmet sunumunun artacağını, sistemin finansman sorununun çözümleneceğini iddia ediyordu. Karşı çıkan işçi sendikaları ve meslek örgütleri ise teknik olarak bu sistemin pahalı olduğunu, Türkiye gibi refah düzeyi düşük ve kayıt dışı ekonominin büyük olduğu ülkelerde yürümeyeceğini, esnek üretimin giderek yaygınlaşmasıyla birlikte nüfusun büyük çoğunluğunun zamanla sistem dışına itileceğini iddia ediyordu. Bir yıllık uygulama hükümetin yalanlarını, kendi rakamlarıyla ortaya çıkarmış ve sendikaların ve meslek kuruluşlarının haklılığını teslim etmiştir.
Bu dönüşüm programı hem sağlık ve sosyal güvenlik hizmetlerinden yararlanan vatandaşlar hem de bu hizmetleri üreten çalışanlar açısından tam bir yıkıma dönüşmüştür. Yıkımı görmek için bazı rakamları görmemiz yeterli olmaktadır:
* Muayene ücretleri son zamlarla birlikte %650 artırıldı.
* Hastaneye yatan, ameliyat olan hastalara da katılım payı zorunluluğu getirildi.
* Kriz bahanesiyle işten atılanlar, sadece işini ve aşını kaybetmedi, sağlık hizmetlerinden de mahrum kaldılar.
* Anne babaları GSS primi ödeyemeyen 18 yaş altındaki çocuklar için kısıtlamalar, engeller getirildi.
* 2009 yılı Ocak-Temmuz döneminde sağlık harcamaları geçen yılın aynı dönemine göre %13,07 oranında arttı.
* SGK’nın 2009 yılı Ocak-Temmuz dönemindeki gelir-gider farkı, geçen yıla göre olumsuz yönde % 5,2 arttı
* SGK’nın ilaç harcamaları Haziran sonunda %20,2 oranında arttı.
* Tedavileri uzun süren hastalar için verilen süresiz raporların geçerlilik süreleri en fazla iki yıla indirildi. Aynı uygulama çerçevesinde, bazı ilaçların kullanımı daha da kısıtlanarak 6 aya düşürüldü. Uygulama uzun süreli tedavilerde, kronik hastalarda, özellikle yaşam boyu ilaç kullanmak, tedavi görmek durumunda kalan hastalar ya da engelliler için her seferinde rapor alabilmek için zahmetli bir süreç izlenmesi anlamına geliyor.
* Hastanelerde temizlik, yemek, güvenlik gibi hizmetlerin yanında doktor ve diğer yardımcı personelin de taşeronlaştırılması uygulaması başlamıştır.
* Sağlık hizmeti şimdiden %30 oranında özelleştirilmiş bulunmaktadır. Bazı uzmanlık alanlarında bu oran %50′yi de aşmıştır.
…..
Görünen o ki SSGSS tartışmaları yeniden başlayacaktır; çünkü insanların canı yanmaya başlamıştır. Bu bağlamda yine ilk girişimi emek örgütleri gerçekleştirdi.
18 Ekim’de hep beraber, geleceğimize sahip çıkmak için Kadıköy’deydik. Mitinge bizler de Sosyalist Umut olarak sloganlarımızla katıldık.