Gazze Ablukası ve Son Gelişmeler Üzerine

09 July 2010

Mavi Marmara gemisine yapılan hukuk, insanlık ve vicdan tanımaz saldırı ve bu saldırının sonucu olarak 9 yurttaşımızın yaşamını yitirmesi, İsrail Devleti’nin sürdürdüğü Gazze ablukasına dikkatleri çekti. Gazze ablukası hal-i hazırda yaşanmakta olan en büyük insanlık suçlarından biri, belki de en ağırıdır. Daracık bir toprak sahasındaki Filistinli mültecilerin duvarlar arasına sıkıştırılması, yaşamın sürmesi için elzem olan malzemelerin engellenmesi, koca bir toplumun her an gerçekleşebilecek keyfi askeri saldırganlıkların tehdidi altında tutulması, sayfalar ve ciltler doldurabilecek hukuk-vicdan-insanlık ihlalleri…

Biz Türkiyeli sosyalistler, vicdan ve yargı gücü sahibi insanlar, Ortadoğu’nun parçası olan bir ülkede değil, dünyanın öbür ucundaki bir diyarda yaşıyor olsaydık da, bu yapılanlara karşı sessiz kalamazdık, kalamadık ve kalmayacağız. Bu yüzden Gazze üzerindeki insanlık dışı ablukanın son bulması için girişilen çabayı ve bu uğurda yaşamını yitiren yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyoruz. (more…)

1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’na

28 April 2010

Hepimizin bildiği nedenlerle 2007, 2008 ve 2009′da siyasi iktidarın her türlü baskısı ve çeşitli oyunlarına rağmen başta Taksim meydanı olmak üzere kapatılan meydanlara yürümüştük.Hepimizin bildiği nedenlerle 2007, 2008 ve 2009′da siyasi iktidarın her türlü baskısı ve çeşitli oyunlarına rağmen başta Taksim meydanı olmak üzere kapatılan meydanlara yürümüştük.Emeğin bayramı olan 1 Mayıs’ta verdiğimiz büyük mücadelenin sonucunda, 1 Mayıs meydanlarını özgürleştirdik. Şimdi özgürce yürümekte sıra.

Sosyal adalet, eşitlik, bağımsızlık ve sendikal haklarımız için 1 Mayıs 2010’da Taksim meydanında omuz omuzayız.1 mayıs sabahı Şişli-Cevahir Alışveriş Merkezi önünde saat 08:30′da buluşup “Yaşasın 1 Mayıs” pankartı arkasında Taksim’e yürümek üzere tüm dostlarımızı bekliyoruz.Emekçilerin uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma gününde dünyanın tüm meydanlarını dolduracak sosyalistleri yoldaşça selamlıyoruz.

Yaşasın 1 Mayıs!

Bıjî 1 Gulan!

Կեցցէ՛ 1 Մայիս!

Ermeni Soykırımı Tarihsel Bir Gerçektir !

27 April 2010
Osmanlı Devleti tarafından kendi vatandaşı olan Ermenilere karşı 1915 ve 1916 yıllarında girişilen etnik kıyımlar bu toprakların çok kültürlü yapısına karşı işlenmiş en büyük suçlardan biridir. Ermenilere karşı gerçekleştirilen soykırım (Jenosid) ve homojenizasyon o kadar başarılıdır ki gerçekleşmesinden 25 yıl sonra Yahudi Soykırımı’nda Adolf Hitler’e ilham kaynağı olmuştur.
Polonyalı bir hukukçu olan Rafael Lemkin’in ortaya koyduğu hukuksal bir kavram olan soykırım; Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Engellenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 2. Maddesinde “Ulusal, etnik, ırksal ve dinsel bir grubun bütününün ya da bir bölümünün yok edilmesi niyetiyle girişilen şu hareketlerden herhangi biridir:

Grubun üyelerinin öldürülmesi;

Grubun üyelerine ciddi bedensel ya da zihinsel hasar verilmesi;

Grubun yaşam koşullarının bunun grubun bütününe ya da bir kısmına getireceği fiziksel yıkım hesaplanarak kasti olarak bozulması;

Grup içinde doğumları engelleyecek yöntemlerin uygulanması ve çocukların zorla bir gruptan alınıp bir diğerine verilmesi.” şeklinde tanımlanır.

24 Nisan 1915’te İstanbul’da 250’ye yakın Ermeni aydının tutuklanarak Anadolu’ya götürülmesi ile başlayan, Anadolu ve Rumeli’de farklı uygulamalar ile Ermenileri Osmanlı’dan silmek maksadıyla yapılan katliamlar, soykırımdır. Yukarıdaki tanımlardan herhangi birinin gerçekleşmesi bile soykırımken Anadolu’da Ermeniler hepsine birden uğramışlardır. (more…)

Tekel işçilerinin mücadelesini destekliyoruz!

04 February 2010

(more…)

4 Şubat’ta Genel Greve, Meydanlara!

03 February 2010

TEKEL işçilerine 4-C’yi dayatanlar, sadece TEKEL işçilerinin değil, tüm emekçilerin düşmanıdır. 4-C demek, iş güvencemizin olmaması demektir, sendikal haklarımızın olmaması demektir, ücretlerimizin düşmesi demektir. Çözüm sınırlı iyileştirmeler getirilmesi değildir, bu iyileştirmeler sorunu çözmeyecektir. Sorun, Türkiye emek-gücü piyasalarının esnekleştirilmesi ve özelleştirme adı altında kamu kurumlarımızın yağma edilmesi, eş zamanlı olarak geçimi tarıma bağlı yüz binlerce ailenin uçuruma itilmesidir. Bu yüzden her işçi direnişi, tüm işçilerin, köylülerin ve kamu emekçilerinin direnişidir, mücadelemiz emekçinin haysiyet mücadelesidir. Bizlere AKP hükümeti ve uluslararası kapitalizmin kurumları tarafından dayatılan ve rasyonel addedilen ekonomi politikaları, açıkça irrasyonel çılgınlıklardır. Sonuçları aç ve açıkta kalmamız, açlıktan veya hastane kuyruklarında ölmemiz olacaktır. 4-C bu karanlık geleceğin, bu disütopyanın prototipidir. Bu hazin akıbeti engelleyebilecek olan yegane kuvvet, emekçilerin özörgütlenmeleridir. Sendikaların yapısına ve yönetim biçimine, yöneticilerin hüviyetlerine dair tartışmaları bir süreliğine ertelemeli, tüm sendika konfederasyonlarımızın ortaklaşa aldığı genel grev kararının ardında tüm gücümüzle durmalıyız. Grevi sahip olması gereken politik anlamıyla kullanınca, TEKEL işçisine iktisadi hayatı felç ederek destek verince, haysiyet mücadelesinde payımıza düşen işi yerine getirmiş olacağız. Bu mücadele güçlendikçe, sınıf tavrını yansıtmayan yöneticiler de birer kağıt gibi savrulup gidecektir.
Sosyalist Umut sendikalarımızın almış olduğu bu kararı tüm gücüyle destekleyecek, 4 Şubat 2010 Perşembe günü sendikalarla omuz omuza alanlarda olacaktır.

4 ŞUBAT’TA GENEL GREVE! 13:00’DA SARAÇHANE’YE!
HER YER TEKEL, HER YER DİRENİŞ!
HERKESE İŞ, HERKESE KAYITSIZ ŞARTSIZ İŞ GÜVENCESİ!
ÖZELLEŞTİRMELERE KARŞI KAMULAŞTIRMA VE İŞÇİ DENETİMİ!
YAŞASIN İŞÇİLERİN BİRLİĞİ!

SOSYALİST UMUT DERNEĞİ

SSGSS ve Yalancının Mumu Hikayesi

19 October 2009

AKP hükümeti tarafından hazırlanan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 2006 Mayısı’nda yüce meclisimiz TBMM tarafından kabul edilmiş ve 2008 Ekimi’nde uygulamaya sokulmuştu. Ekim 2009 itibariyle uygulama bir yılını doldurmuş bulunmaktadır. Artık “ideolojik” olmayan verilere sahibiz. Başbakanın ve egemenlerin, “bunlar ideolojik karşı çıkışlar, hiçbir nesnelliği yok.” diye bir kalemde reddettiği eleştirilerin ne kadar haklı ve yerinde olduğu tüm çıplaklığıyla orta çıkmış bulunmaktadır. Dahası, sosyal güvenlik sisteminin çokça eleştirilen ve bu uygulamayla sona ereceği iddia edilen gelir-gider dengesizliği iyice artmıştır. (more…)

Krizin Sorumluları, Krize Çözüm Olamazlar!

01 October 2009

Sermayedarların açgözlü, yıkıcı kar hedeflerine dayalı kapitalizm kendisini yerel, ulusal ve küresel ölçeklerde düzenlemek için çeşitli kurumlara ihtiyaç duyar. Kapitalizmin ulusal sınırlar içinde düzenleyiciliğini yapan kurum ulus devletse, küresel ölçekte bu işlevi üstlenen kurumlar 1945’ten bugüne kadar faaliyette bulunan IMF, DB ve DTÖ’dür. Doğuşundan bu yana küreselleşme doğrultusunda içgüdüsel eğilimlere sahip olan sermaye; IMF, DB ve DTÖ gibi farklılaşan işlevlere sahip kurumlar aracılığıyla birikim sürecini uluslararası düzeyde örgütler. (more…)

Yılda 3 Dakika Yetmez!

15 September 2009

AKP hükümeti işçi haklarına yönelik saldırgan tavrına her geçen gün bir yenisini daha ekliyor. Son olarak İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği alanında yeni bir yönetmelik yayınlayarak liberal politikalarını daha da derinleştirmek ve de işçi sınıfına saldırmak konusundaki ısrarcılığının bir kez daha altını çizdi.

AKP Hükümeti’nin 15 Ağustos’ta yayınladığı İşyeri Sağlık ve Güvenlik Birimleri ile Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri Hakkında Yönetmelik bütün yetkilerin Çalışma Bakanlığında toplandığı, işyeri hekimliği hizmetlerini ve işyeri hekimliği eğitimini piyasaya açan bir yaklaşım taşıyor. (more…)

1 Eylül Dünya Barış Günü

30 August 2009

“İnsan soyunun düşmanlarıyla yalnızca kendin için değil, zira tam özgürlük gününü göremeyebilirsin, ama memedeki çocuk için boğuşuyorsun”

Yukarıdaki söz iki yüz yıl öncesinden geliyor da olsa, günümüz hak ve özgürlük mücadelelerinin hayli çetrefilli ve uzun soluklu bir süreç gerektirmesi itibariyle, zamanının yaşam koşullarıyla sınırlandırılamayacak kadar devrimci bir edebiyatın ürünüdür.

(more…)

Açılım Süreçleri ve Kürt Sorunu

24 August 2009

Son iki hafta boyunca Türkiye siyaseti tekrardan Hükümet açılım süreçlerine kilitlendi. Bilindiği üzere AKP Hükümetleri dönemi, aynı zamanda “açılımlar dönemi” olmuştur; Cumhuriyet tarihine de bu kavram bağlamında geçeceğini beklemek yanlış olmayacaktır. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi sorunlarının her biri konusunda bir, hatta birkaç açılım süreci yaşadık. Aslında yaşayıp yaşamadığımız konusunda da pek emin olamadık; yani “açılım” nasıl bir şey onu da tam kavrayabildik sayılmaz. Hükümetin açılımları esaslı bir politika mı, yoksa konjonktürel taktikler mi?
(more…)